gemi__k_y__tabela.jpg

GEMİÇ KÖYÜ ANA SAYFASI
31 Ağustos 2014
GEMİÇ KÖYÜ SÜLALELER SAYFA 8
TARİHİ VE TABİİ GÜZELLİKLER
GEMİÇ KÖYÜ GELENEK VE GÖRENEKLERİ
Gemiç Köyü insanlarının kendi yazdıkları kendi söyledikleri
Gemiç Köyünde akrabalık Bağları
GEMİÇLİLERE AÇIK MEKTUP
GEMİÇ KÖYÜ MUHTARLARI
GEMİÇ KÖYÜ SÜLALELER SAYFA 1
GEMİÇ KÖYÜ MAKALELER SAYFASI

GEMİÇ KÖYÜ SÜLALELER SAYFA 2
GEMİÇ KÖYÜNE İSİM VERMİŞ BEYLER
GEMİÇ KÖYÜ SÜLALERİNE DEVAM EDİYORUM SAYFA 3
GEMİÇ KÖYÜ ANA KURUCU SÜLALELER

GEMİÇ KÖYÜ SÜLALELER SAYFA 4
GEMİÇ KÖYÜ HACI SÜLALELER
GEMİÇ KÖYÜ SÜLALELERİ SAYFA-5
GEMİÇ KÖYÜ SÜLALELER SAYFA-6
GEMİÇLİ SÜLALELER VE AKRABALARI
GEMİÇ KÖYÜ SÜLALELER SAYFA-7
GEMİÇLİ SÜLALELER VE AKRABALARI
GEMİÇ KÖYÜ RESİMLERİ
BURSA-ORHANGAZİ-GEMİÇ KÖYÜ SAYFALARI
GEMİCLİLER
GEMİÇ KÖYÜ BAŞARILI İNSANLARI

GEMİÇ KÖYÜ BAŞARILI İNSANLARI


prof.dr._cahit__zen.jpg

prof.dr._cahit__zen.jpg

GEMİÇ KÖYÜ
12/29/2010 - Gemiç Köyünde Doğmuş Bir Şahsiyet: Pr. Dr. H. Cahit Özen
Kategori: Gemiç Köyünden Başarılı İnsanlar.
Prof. Dr.Hüseyin Cahit ÖZEN
Adli Tıp Reisi
1914-2001
Kısa Biyografisi
Hüseyin Cahit Özen Bursa, Organgazi İlçesi Gemiç Köyünde doğmuştur. Babası Ahmet Özen reçber, annesi Emine Penbe ev hanımıdır.
1927 yılında Gemlik İlkokulundan,
1934 yılında Bursa Lisesinden,
1940 yılında Istanbul Tıp Fakültesinden mezun olmuştur.
1940-1942 yılları arasında Çatalca'da tabip teğmen olarak askerlik görevini yapmıştır.
1942-1947 yılları arasında Ankara Numune Hastanesinde önce patolojik anatomi daha sonra da sinir ve akıl hastalıkları asistanlığı yapmış, her iki tıp dalında uzman olmuştur.
1945 yılında kısa bir süre için tekrar askere alınmış ve aynı yıl tabip üsteğmen olarak terhis edilmiştir. Ankara Numune Hastanesinde Patoloji anatomi labratuvarı mütehassıs yardımcısı ve ek görevle Ankara Belediye Hastanesi Şöför Sağlık Muayenesi Kurulunda sinir ve akıl hastalıkları uzman üyesi olarak çalışmıştır.

Bu Numune ve Cebeciye ilk geçiş döneminde 1946-1955 döneminde, Adli Tıp Enstitüsünde 1946 da Adli Tıp Doçenti olan Patolog ve Nörolog Cahit Özenin büyük katkıları olmuştur. 1947 de Dr. Cahit Özen doçent olmuştur.Patalog,Nörolog Doç.Dr. Hüseyin Cahit Özen’in,her iki uzmanlığı adli tıbba yakın dallar olarak kabul edilmiş ve Ankara'da açılan adli tıp doçentlik sınavına girmiştir. 1948 yılında Ankara Tıp Fakültesi Adli Tıp doçentliğine atanmıştır.
1950 yılında Ankara Tıp Fakültesi tarafından altı ay süre ile Londra Tıp Fakültesi Adli Tıp Enstitüsüne gönderilmiş, önce Londra Guy's Hospital'da daha sonra Edinburgh Tıp Fakültesi Adli Tıp Enstitüsünde çalışmıştır. Dönüşte iki ay süre ile Paris Tıp Fakültesi Adli Tıp Enstitüsüne devam etmiştir. Ankara Hukuk Fakültesinde Adli Tıp dersleri de vermiştir.

1952 de Adli Tıp Kitabının birinci baskısını yapan Prof. Dr. Cahit Özen Ankara Hukuk Fakultesinden ayrılarak İstanbul Tıp Fakültesine geçmiştir.

1953 yılının 10 Kasımında tarihi bir olaya tanıklık yapmış, Atatürk'ün naaşının Anıt Kabir'e taşınması için Etnografya müzesindeki tabutun açılmasında ve Anıt Kabir'e defnedilmesinde görevli olarak hazır bulunmuştur. Bu görevi sırasında bir hatırasını aşağıda yazıyorum.
Tabuta konulacak mektup
Salondaki herkes Atatürk'ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Ata'nın başı pamuklarla örtüldü ve vücudu beyaz kefenle sarıldı. Bu sırada bir komiser, orada görevli adli tıp doçenti Dr. Cahit Özen'in yanına yaklaşıp avucunda taşıdığı bir kâğıdı gösterdi ve şöyle dedi: "Bu kâğıdı, Atatürk'ün hemşiresi Makbule Hanım gönderdi. Kefenin içine Atatürk'ün göğsü üstüne konmasını istiyor."
Doç. Özen, kâğıda bir göz attı. Eski Türkçe bir şeyler yazılıydı. "Böyle bir kâğıdı Atatürk kabul etmez. Bize kızar, darılır" dedi.
1954 yılında Adli Tıp Profesörlüğüne yükseltilmiştir.
1955 yılında Adalet Bakanlığı Adli Tıp Müessesesi ve Meclis Başkanlığına tayin olunarak 1969 yılına kadar bu görevde kalmıştır.
1969 yılında Istanbul Tıp Fakültesi Adli Tıp Kürsü Profesörlüğüne seçilmiştir.
1971 yılında itibaren ayrıca Istanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde de adli tıp dersleri vermeye başlamıştır.
1976-1978 yılları arasında haftada bir gün olmak üzere Bursa Tıp Fakültesinde Adli Tıp derseleri vermiştir.1977 yılında Istanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Kürsü Başkanlığına vekaleten tayin olunmuş ve Adli Tıp Kürsüsü Başkanlığı ile birlikte iki yıl süre ile bu ek görevi de sürdürmüştür.

Prof Dr. Hüseyin Cahit Özen emekli olduktan kısa bir süre sonra sözleşmeli personel statüsü ile yıllarca Cerrahpaşa'daki yeni binasına taşınan Adli Tıp Kurumunda 1. İhtisas Meclisi Başkanlığı yapmıştır.
Daha sonra yaş haddinden emekliye ayrılan Prof. Dr. Cahit Özen 03 Ocak 2001 tarihinde hayata gözlerini kapamıştır.





Savaş Ay'ın 10 Kasım 2004 Tarihli Yazısı
Sabah 2004

Atatürk'e saldıranlara tarih tokadı

Dün bu köşeden Atatürk'ün ölüm saatiyle ilgili dedikoduları ve saçma sapık iddiaları sona erdirecek kanıtları sunmuştum. Bugün yine bir başka saçmalıktan söz edeceğim size. Neymiş öldükten sonra siyah takım elbiseler giydirilerek tabuta konmuşmuş(!)
Bakın tarihçiler ne diyor: "Bu zırvanın irdelemesine hiç girmeden doğrudan, öldükten sonra Atatürk'e neler yapıldığını verelim.
11 Kasım sabahı; gerekli devlet töreni nedeniyle, defin işleminin uzun zaman sonra olabileceği düşüncesiyle hekimler, Atatürk'e tahnit yapılması (vücudun bozulmasını önlemek için ilaçlanması) kararına varırlar. Çünkü cenaze töreni için yabancı konukların gelmesi, gömülecek yerin belirlenmesi ve mezarın hazırlanması zaman alacaktır. Tahnit kararı için yazdıkları 11 Kasım 1938 tarihli raporda:
'Aşağıda imzası bulunan tabipler, Atatürk'ün defin merasimi yapılıncaya kadar naaşın muhafazası için aşağıda yazılan mahlul ile usulü dairesinde Gülhane teşrihi marzi (patolojik anatomi) Profesörü Dr. M. Lütfü Aksu tarafından tahnit yapılmasına karar verilmiş ve bu tahnit derakep (hemen) yapılmıştır' denilir. Kullanılan sıvının birleşimi verilir ve 10 doktorun imzası yer alır.

15 yıl sonra tabut açılınca!..

Tahnit işlemi 11 Kasım öğleden evvel yapılır. Tahnitten sonra yapılan diğer işlemlerin neler olduğunu, yani bu arada, Atatürk düşmanlarının dediği gibi, elbiseler giydirilerek tabuta konup konmadığını sonraya, tabutun açılmasına bırakalım.
Tahnitten sonra tabuta konan naaş, 16 Kasım'dan 18 Kasım gecesine kadar halkın ziyaretine açılır. 19 Kasım'da cenaze namazından sonra Ankara'ya yola çıkarılır. 20 Kasım'da Ankara'da törenle karşılanır ve TBMM önünde katafalka konur. 21 Kasım'da geçici kabir olarak belirlenen Etnoğrafya Müzesi'ne getirilir ve hazırlanan mermer lahdin üzerine konur. Anıtkabir'e defnine kadar 15 sene tabut içinde buradadır. 9 Ekim 1944'te Anıtkabir inşaatına başlanır ve 1953 Kasım ayı başında bitirilir. 10 Kasım 1953'te de Anıtkabir'de mozolenin altındaki özel yerde toprağa verilir. Toprağa verilmeden bir gün önce de İstanbul'da hazırlanan tabut, bir kurul huzurunda açılır.


Kurul Üyeleri:
Adnan Menderes - Başbakan
Refik Koraltan - Meclis Başkanı
Kemal Zeytinoğlu - Bayındırlık Bakanı
Kemal Aygün - Ankara Valisi
Atıf Benderlioğlu - Ankara Belediye Başkanı
Abdulhalik Renda - Meclis eski Başkanı

Naaşın muayenesi için görevliler:
Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu
Doç. Dr. Cahit Özen
Dr. Şeref Yazgan
Salih Kebapçı (Otopsi Teknisyeni)


Bu kurul tabutu, Prof. Dr. Mutlu'nun teknik nezaretinde, 15 yıl sonra açar. Tabutun açılma olayını, hem Mutlu, hem Özen ayrı ayrı yazarlar ve yayımlarlar. Ayrıca kurul tarafından açılma olayı bir raporla tespit edilir. İki tıp adamının yazdıkları, gözledikleri durum yönünden birbirinin aynıdır. Tabutun açılmasından sonra görülenleri anlatabilmek için bazı cümlelerini aktaralım. Aktaralım ki, tabuta elbise ile mi konmuş, yoksa başka şekilde mi konmuş görelim. Bu arada şunu anımsatalım. Atatürk'ün naaşı, ölümünden yaklaşık 24 saat sonra tahnit edilir, tahnit işleminden sonra, şimdi açılmasını anlatacağımız tabuta konur. Arada başka işlem yoktur. Yani elbise giydirildiyse, tabut açılınca bunun görülmesi gerekir."





Sözü, sonradan Adli Tıp Başkanlığı da yapan Prof. Dr. Cahit Özen'e bırakalım:

Yüzü bütün hatlarıyla belliydi

"Etnoğrafya Müzesi holünde mermer bir set üzerine konulmuş bulunan ve gül ağacından yapılmış Atatürk'ün tabutu Prof. Dr. Kamile Mutlu'nun verdiği direktif üzerine vidaları sökülerek açıldı. Tahta tabut içinde madeni bir sanduka bulunuyordu. Sanduka, içinde gaz birikmiş olması olasılığı düşünülerek, önce bir burgu ile delindi. Gaz ve koku çıkmadığı anlaşılınca (madeni) sanduka kısmen açıldı. İçi muhafaza solüsyonu ile ıslatılmış tahta talaşı ile dolu idi. Tahta talaşı sandukanın alt kısmına (ayak kısmına) doğru toplan(dı)... Önce tahta talaş içinde cesedin sarılı bulunduğu muşamba ve sonra beyaz kefen içinde, parafinli sargılarla sarılmış bulunan, Atatürk'ün yüzü göğsüne kadar açıldı. Derisi hafif kahverengi bir hal almıştı.Fakat yüzü gayet iyi ve bütün hatları ile bozulmadan duruyordu.

BU BÖLÜMÜ BÜYÜK HARFLERLE YAZDIM VE BOŞ BIRAKTIM.
GEMİÇLİLERİN YAZACAKLARIYLA DOPDOLU OLACAĞINA İNANIYORUM.

murat_hatipo_lu_gemi_li_do_._dr._ve_akrabas__halide_g_ler.jpg

DEDEM HALİT ORHAN
MOLLA MEHMET'İN OĞLUDUR.
MOLLA MEHMET'İN BİR OĞLU DA
DEDEM HALİT ORHAN'IN KARDEŞİ
HAKKI MOLLA'DIR.
YANİ HAKKI HATİPOĞLU
HAKKI AMCA'NIN TORUNU MURAT HATİPOĞLU'DAN MEKTUP GELDİ.
AŞAĞIDA YAYINLAYACAĞIM.
SAYGILARIMLA:
Halit Orhan Kızı Halide Orhan Güler'in oğlu:
Hasan Güler

MOLLALAR SÜLALESİNDEN
HAKKI MOLLANIN(HAKKI HATİPOĞLU)
TORUNU MURAT HATİPOĞLU


GEMİÇ KÖYÜ

4/25/2011 - Mollalar Sülalesinden Doç.Dr. Murat Hatipoğlu Yazdı.
Kategori: gemic-koyundeki-sulaleler , Yaşam
Değerli Gemiçli hemşerilerim;

Mollalar Sülâlesinden Mehmet Molla'nın üçüncü oğlu olan Hakkı Mollanın oğlu, Saniye Hanım'dan olma Ömer Hatipoğlu benim babamdı. 2007'de Hakkın Rahmetine kavuştu. Dedem Hakkı Molla'yı ben çok küçükken tanımıştım, beni Ankara'ya geldiğinde 30 Ağustos Zafer Bayramı törenlerine götürmüştü. Askerleri görünce hep gözleri dolardı. Neyse, annemiz Rukiye Hanım da 2007'de vefat etti. Ben Murat Hatipoğlu, şimdi 60 yaşındayım. İzmir'de Üniversitede Doçentim. Bir de kardeşim Zeynep var, o benden 6 yaş küçüktür. Hayattayız Allah'a şükür. Zeynep Ankara'da ben Aydın'da oturuyorum, İzmir'e iş için gidip geliyorum. Benim 2 oğlum var .Adları YAĞMUR ve BUĞRA. Yağmur Gülcan Hanımla evli ve iki kızları var, adları Derin ve Cansu Hatipoğlu..Kardeşim Zeynep'in oğlu da Ceyhun Güneş. Rahmetli dedem Hakkı Molla'nın eşi yani babaannem Saniye Hanım'ın silalesi hakkında bir bilgim yoktur. O da yıllar önce vefat etti tabii, Allah Rahmet eylesin. Gemlik'teki rahmetli Hamdüne halamızı da Halim dayıyı da, kızları Ayten ve Nurten'i de tanımışlığım var küçükken. Ayrıca, büyük halam(babamın ablası) rahmetli Emine Halam Sünnetçi Süleyman diye tanınan eniştemizle evliydi ve 2 erkek 5 kızı olmuştu. Oğulları Yahya şimdi Orhangazide Yahya SAFRAN. Diğeri de Durmuş Ali SAFRAN'dır.
Cenâbı Allah vefat edenlere gani gani rahmet eylesin, hayatta olanlara sağlıklı uzun ömürler versin. Sizi de bu çalışmalarınızdan dolayı tebrik ediyorum.bütün Gemiç Köyüne selam sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Murat HATİPOĞLU(Doç.Dr.)

Değerli Gemiçli hemşerilerim;

Mollalar Sülâlesinden Mehmet Molla'nın üçüncü oğlu olan Hakkı Mollanın oğlu, Saniye Hanım'dan olma Ömer Hatipoğlu benim babamdı. 2007'de Hakkın Rahmetine kavuştu. Dedem Hakkı Molla'yı ben çok küçükken tanımıştım, beni Ankara'ya geldiğinde 30 Ağustos Zafer Bayramı törenlerine götürmüştü. Askerleri görünce hep gözleri dolardı. Neyse, annemiz Rukiye Hanım da 2007'de vefat etti. Ben Murat Hatipoğlu, şimdi 60 yaşındayım. İzmir'de Üniversitede Doçentim. Bir de kardeşim Zeynep var, o benden 6 yaş küçüktür. Hayattayız Allah'a şükür. Zeynep Ankara'da ben Aydın'da oturuyorum, İzmir'e iş için gidip geliyorum. Benim 2 oğlum var .Adları YAĞMUR ve BUĞRA. Yağmur Gülcan Hanımla evli ve iki kızları var, adları Derin ve Cansu Hatipoğlu..Kardeşim Zeynep'in oğlu da Ceyhun Güneş. Rahmetli dedem Hakkı Molla'nın eşi yani babaannem Saniye Hanım'ın silalesi hakkında bir bilgim yoktur. O da yıllar önce vefat etti tabii, Allah Rahmet eylesin. Gemlik'teki rahmetli Hamdüne halamızı da Halim dayıyı da, kızları Ayten ve Nurten'i de tanımışlığım var küçükken. Ayrıca, büyük halam(babamın ablası) rahmetli Emine Halam Sünnetçi Süleyman diye tanınan eniştemizle evliydi ve 2 erkek 5 kızı olmuştu. Oğulları Yahya şimdi Orhangazide Yahya SAFRAN. Diğeri de Durmuş Ali SAFRAN'dır.
Cenâbı Allah vefat edenlere gani gani rahmet eylesin, hayatta olanlara sağlıklı uzun ömürler versin. Sizi de bu çalışmalarınızdan dolayı tebrik ediyorum.bütün Gemiç Köyüne selam sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Murat HATİPOĞLU(Doç.Dr.)



murat_hatipo_lu_gemi_li_do_._dr..jpg


(Doç. Dr. M. Murat HATİPOĞLU )


M. Murat Hatipoğlu, 1951de Ankara'da doğdu. 1975de Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümünden Linguistik dalında hazırladığı tez ile Yüksek Lisans Derecesi alarak mezun oldu. 1975-76 da Berlin-Freie univesität'de Semantik çalışmalarında bulundu. 1933 yılından beri Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsünde görev yapan Hatipoğlu 1985de Doç. Dr. Tuncer BAYKARAnın yanında 1911922 Yılları arasında Yunanistandaki Değişmeler ve Türk Milli Mücadelesi Üzerine Etkileri konulu tezle İnkılap Tarihi Yüksek Lisans Derecesi aldı. 1986 da burslu olarak gittiği Yunanistan'da (Atina, Hanya-Girit) arşiv, kütüphane ve müzelerde araştırmalarını sürdürdü. 1988de Yunanistandaki Gelişmelerin Işığında Türk-Yunan İlişkilerinin 101 Yılı (1821-1922) konulu kitabı yayınlandı. Doktora çalışmasını 1993de Prof. Dr. Abdurrahman Çaycı'nın yanında tamamladı ve 1996da Doçent oldu.

yarbay_cevdet__zkarde_.jpg

Cevdet Özkardeş

Ahmet Çavuşlar sülalesinin Cellat oğulları adıyla anılan Özkardeşler sülalesinden
Yarbay Cevdet Özkardeş.
Kısa Özgeçmişi aşağıdadır.

01.01.1926 Gemiç köyünde doğdu
İlk okulu Gemiç Köyü ve Gemlik İlkokulunda okudu
Ortaokulu Gemlik Ortaokulunda okudu
1948 senesinde Kuleli Askeri Lisesini bitiridi
1950 senesinde Harpokulundan mezun oldu
1 sene daha Harpokulunda subay olarak okudu
1951 senesinde Çankırı Sınıf Okulunda ihtisas yapmaya başladı
1952 senesinde Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına atandı
14 Eylül 1952de Şefika Parasayar ile evlendi
1956 senesinde Doğubayazıt Aşağı Sürbahana ilk şark görevine gitti
1958 senesinde İstanbul Ömerli 131. Piyade Alayı, Tanksavar mayın komutanlığına atandı
1959 senesinde alay Hayraboluya nakledildiği için göreve orada devam etti
1962 senesinde Ankaraya Kara Harpokuluna bölük komutanlığı görevine atandı
1968 senesinde Ağrı Patnos İlçesine 34. Piyade Alayı 2. Tabur Komutanlığına atandı
1971 senesinde Tuzla Piyade Okulu Öğrenci Alayı, Subay Tabur Komutanlığına atandı
Aynı sene Kendi isteği ile 4 kasım 1971 senesinde emekli oldu


Köyden okul arkadaşları:

Süreyya Bulca
Halil Şafaklar
İsmail (Soyadını hatırlayamadım, yukarı mahallede Halil Efendinin evinin yan tarafında otururlardı. Babası testerecilik yapardı)

(İsmail İlhan.Hatırlayamadığı arkadaşının İsmi. Kendisine Demokrat İsmail derlerdi. Geçen sene vefat etti. Allahu Teala rahmet etsin.)

ahmet_faruk_g_rb_z_117.jpg

Halil Şafakların annesinin ismi Tenzile'dir. Köyde herkes kendisine seyyide hanım derdi. Babasının ismi ise Muharrem.
1927 yılında Bursa ili Orhangazi İlçesi Gemiç Köyünde dünyaya gelir.
Kendisine Cumhuriyet çocuğu denmesini istiyor.
Abisi Hüseyin Şafaklar ise Padişah zamanında dünyaya gelmiş.
Köye yeni yaptırılan Okulda okuduğunu söylüyor.
Okulun yapılışı zamanında Köy Muhtarının da adaşı Hacı Halil olduğunu söylüyor.
Şimdi tarihi harabe halindeki bu okuldan mezun oluyor.
Gemlik Orta okulunu da tıpkı köydeki okuldaki gibi iyi derece ile bitiriyor.
Orta okuldan sonra Bursa Ticaret lisesine yazılıyor.
Ticaret lisesini de pek iyi derece ile tamamlayıp diplomasını alıyor.
İstanbul'a geliyor. İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret okulunu bitiriyor.
Askerliğini Yedeksubay olarak tamamlıyor. İlk önce Polatlı yedeksubay topçu okuluna geliyor. Daha sonra ise. Erzurum Üçüncü Orduya bağlı Dokuzuncu Kolordu nun Topçu taburunda vatani hizmetini tamamlıyor.
Tabii İstanbul sevdası var.
Bu şehre gelen bir daha ayrılamaz. İş bulmak için Yüksek tahsil yaptığı ve çok sevdiği şehre geliyor.
Çalıştığı şirketin sahibinin kızı ile evleniyor.
İki kızı iki oğlu var.
Köy ilk okulundan arkadaşı Süreyya Bulca ile her zaman görüşüyor.
Bu iki insanın arkadaşlıkları anlatmaya değer.
Hatta iş hayatına başladığı 1950 senesinde bile Arkadaşı Süreyya Bulca'dan yardım ve destek alıyor. Onun bir vesile ile tanıdığı iş adamının şirketinde onun tavsiyesiyle çalışıyor.
Şimdi seksen dört yaşında..
Başarılı bir iş adamı..
Kendisinin bıraktığı yoldan oğulları gidiyorlar.
Beş vakit namazını özellikle camide cemeatle kılmak için büyük gayret gösteren bir müslümandır.
Hayran olduğum. Sevdiğim. Müstesna insanlardan biridir...

halil_ibrahim_candemir.2.jpg

HALİL İBRAHİM CANDEMİR

Bugün sizlere köyümüzden birini anlatmak istedim. Hani derler ya adam gibi adam o. Evet adam gibiadam çok dürüst bir delikenlıyı yazabildiğim kelimelerle, sizlere anlatmaya çalışacağım. Onun babası köyümüzün köklü sülalelerinden. Şu an ismini taşıdığı dedesi için, evliya diyebiliriz. Hiç kimseyle münakaşa etmemiş. İnsanları hep kendi gibi bilmiş. Müstesna bir insandı. Allahu Teala Rahmet eylesin. Babaannesi de öyle… Köyümüzün Güzin Ablasıydı. Herkes ona derdini söyler derman arardı. Evine gelmeyen köylümüz yoktu. Fakat konuşulanlar o evde kalırdı. Sadece gelenlerin sıkıntılı sözlerini dinler. Onları rahatlatır. Derdini söyleyenlere derman olurdu. Sır saklayan, eşi benzeri bulunmayan, maviş gözlü bir insandı. Burada şimdi kısa hayatını yazacağım delikanlının, anne tarafından ve baba tarafından soy ağacı, Hacı Mehmet’e kadar gitmektedir. Yani köyümüzde söz sahibi olmuş bir istisna insan Hacı Mehmet, Bu delikanlının akrabası olmaktadır. Öyleyse artık bu ismi vermenin zamanı geldi. Yukarıda anlatmak istediğimiz gencin ismi: HALİL İBRAHİM CANDEMİR dir.

halil_ibrahim_candemir.9.jpg

Halil İbrahim Candemirin genlerinde var olan, HACI MEHMETten biraz bahsedeyim.Hacı Mehmeti görenler anlatır. Babam da anlatır hep.Babama"Adamım" dermiş. İri gövdeli, heybetli bir insanmış. Herkes ondan çekinirmiş.. Gıyabında tanıdım. Bir kere çok çok çalışkan bir kimseymiş. Çalışmayı teşvik edermiş. Çalışanları çok severmiş. Çalışmayanları ise azarladığı bile olurmuş. Sözünü dinleten bir kimseymiş.Şöyle bir hadise anlatırlar. Karlı bir kış günü, köy kahvesi tıklım tıklım dolu. Hacı Mehmet heybetli cüssesiyle kahve kapısında görülür. Kapıyı kapatmamıştır. Hava buz gibi. Hacı Mehmet'in bakışları da buz gibi. Kahvedekiler merakla ona bakmaktadırlar. Özetle şöyle der. Zeytin ağaçlardadır. Bu gece ne olacağı belli değil. Burada oturmaktan sa bahçelere gitmeli ve ellerimize alacağımız sağlam sırıklarla, ağaçlara vurmalıyız. Sarsılan gövdeler üzerlerindeki kar ağırlığını atmalıdır. Yoksa bu ağırlığa dallar dayanamayacak, bütün mahsül yerlerde harap olacaktır. Bu zararın bir dahaki senesi de var. Bir dahaki sene bu ağaçların dalları kırık olacağından üretim daha az olacaktır. Kahvede bir Allahın kulu kalmamaıştır. Şimdi bizim köyde birisi çıkıp bu ve benzeri bir konuşma yapacak olsa, kimsenin umurunda olmaz. Diyoruz ya, lider insanımız yok. Ya da söz dinleyenimiz yok. Fakirliğimizin yegane sebebi bu. Hacı Mehmet Amca, Kapılar gibiymiş. Heybetinden korkarlarmış. Babam diyorki”-Hacı Mehmet beni severdi. Bana gördüğü yerde ADAMIM NASILSIN derdi.” Hacı Mehmet'in babası Köyümüze Aydın'dan gelmiş. Aydın'a da Mardin'den geldiği ileri sürülüyor. Hacı Mehmet'in bir kız kardeşi Ayşe Mahmutlar sülalesinin atası Mahmut'a verilmiş. Bir diğer Kız kardeşi Hatice ise Profesör Cahit Özen'in Dedesine verilmiş. Hatice Hanımın Oğlu Ahmet Ağa ( Ahmet Özen) nın iki oğlu olmuş. Biri Mustafa Özen diğeri ise Profesör Doktor Cahit Özen. Hacı Mehmet'in bir diğer Kardeşi ise Hacı Hüseyin Anar'dır.Kurtuluş savaşı sırasında köyün muhtarıdır. Hacı Hüseyinler sülalesinin Atasıdır. Bir oğlu Mustafa bir Kızı Hidayet'tir, Kızını Avdancıklı Mehmet'e vermiş. Oğlu Mustafa'yı ise Umurbey'den Hatice Hanımla evlendirmiştir. Kızı Hidayet'in çocukları Halil İbrahim Candemir, Sami Candemir ve Sayıt Candemirdir. Oğlu Mustafanın çocukları ise Mehmet Anar ve Ali Anar'dır. Yine Hacı Mehmet'e gelelim. Hacı Mehmet güçlü kuvvetli bir delikanlıdır. O yıllarda şimdiki gibi teknoloji yok. Herşey bilek ve kol gücüyle yapılıyor. Köye yerleştiğinde hanımı varmıymış bilinmiyor. Fakat Hanımını adı Ayşe Hanım. Annemin anlattığına göre çok saygı duyulan tam bir Osmanlı anasıymış. Hacı Mehmet kendi liderliğinde bir çalışma ekibi kurmuş. Kendisi de bu takımın liderliğini üstlenmiş. Köyümüzün bahçe ve tarlalarında bitmek bilmeyen bir enerji ile çalışmışlar. Köyde yaşamış bilge bir insanın anlattığına göre: Hacı Mehmet zengin olmadan önce bol ganimet zeytin olan bir yılda ve zeytinin çok ucuz olduğu o sene, bütün birikimiyle taze zeytin almış. Evdeki büyük küçük her kabın içine zeytin tuzlamış. Bu zeytinler o sene çok çok para etmiş. İşte o sermaye ile köyde satılan tarla bahçe bağ ev ne varsa hep almış. Allah yürü kulum demiş. Çalışmakla zengin olunur mu. Olunur. Bu çalışmak aklı da çalıştırmakla olur. Yine bizim köyde bir Osman Amca vardı. Kalyon Osman derlerdi. "Eğer" derdi. "Bir yıl yaş zeytin satmayıp tuzlarsan, zengin oldun demektir."
Gerçekten her zaman ham madde daha ucuzdur. Ülkemiz sanayi alanında kalkınmadıkça yükselmez diyenlere bir örnekte bu olsun. Buğdayı ekmek olarak satarsak zenginiz. Sütü yoğurt, peynir ve tereyağ olarak satarsak zenginiz. Sadede geleyim. Zeytini tatlandırıp direkt tüketiciye satarsak zengin olduk demektir.
İşte Bu hacı Mehmet çok zengin olmadan önce, nasıl bir hayat yaşamışsa, zengin olunca da öyle yaşamıştır. Hiç kibirlilik yapmamış. Ne olduğunu hiç unutmamıştır. Böyle lider insanlara ülkemizin ihtiyacı çoktur.

gem_cl__askerler.jpg

Halil İbrahim Candemir'in babası İsmail Candemir'dir. Kendisini çok severim. Faal bir insandır. Köyümüzün arazisinde kurulu asil Çelik Fabrikasından emeklidir. Köyde kendisini sevmeyen yok gibidir. Esas İsmail'in Babası Halil İbrahim Amca( Allahu Teala Rahmet eylesin) her bakımdan dört dörtlük bir insandı. Ya Halil İbrahim Amcanın babası Mehmet Çavuş'a ne demeli? Onu metetmek için sözcüklerin en güzelini kullanmak istedim. Harika bir insandı. Mehmet Çavuş'un sülalesi Bursa'nın AVDANCIK Köyünden gelmişler. Bir kardeşi de Avdancıklı Ali ERTÜRK' tü. Bu iki kardeş beş vakit namazını hiç aksatmayan, mükemmel insanlardı. Kimsenin kalblerini kırmamışlardır. Gelelim Mehmet Çavuş'a:
Mehmet Çavuş Hacı Mehmet'in Kardeşi Hacı Hüseyin Anar'ın kızı, Hidayet Hanımla evlenir.
Hacı Mehmet Hidayet Hanımın öz amcası olmaktadır.( Kardeşim Orhan bu sülaleden Mehmet Çavuş'un Torunu ile evlendi. Yeğenlerim de Hacı Mehmet sülalesine akraba oldular böylece....)
Sevgili Okuyucular benim ismimi tekrar yazmak zorundayım. Yazı uzun olduğu için karışıklık oluyor. İsmim Hasan Güler.. Paşapınar Köyünden evliyim. Yıllar önce Paşapınar Köyüne gittiğimde, bir kızın babannesi bana bir soru sordu.
"-Hasan sizin köyden bir delikanlıya torunumu istediler. İsmi Halil İbrahim Candemir.."
Bu ismi duyar duymaz. Sevinçle ellerimi şıkırdattım. Çok sevindiğimi belli ettim. Ve dedimki:
"-Bütün bu civar köylerde onun gibi bir genç bulamazsınız. Bu çocuk, tam bir beyefendi olarak yetişmiştir. Çünki onun genlerinde adamlık vardır. Halil İbrahim ADAM GİBİ ADAM dır.".

halil_ibrahim_candemir.jpg

Halil'in aldığı kıza anne tarafından ben, baba tarafından ise Hanımım akraba oluyoruz. Zaten benim yeğenlerim de Halil'in Hala2sının çocukları oluyorlar. Halil'in hanımı aynı zamanda Köyümüz Muhtarı Dinçer Dimrit'in de akrabası olmaktadır. Hep yazıyorum. Köyümüzde akrabalık birbirini sarmaşık gibi sarmıştır. Türkiye2de de böyledir. Tüm insanlar birbirlerine uzak yakın akrabadırlar. Ve hiçbir endişe duymuyorum. Bu terör belası sona erecektir. Bizler kan bağı ile birbirimize bağlı vatandaşlarız..

halil_ibrahim_candemir.6.jpg

Halil İbrahim Candemir, Köyümüz arazisinde kurulu fabrikada çalışmaktadır. Arkadaş canlısıdır. Köyümüzün sevilen, başarılı insanıdır. Fabrikada grev karaı alındığında, o da nöbet sırası geldiğinde Grev Gözcüsü elbisesini giyerek, ön safta yerini almıştır.
Kendisine ancak şunu söyleyebilirim. Aynı şekilde yaşamasına devam etsin. Örnek insan olduğunu unutmasın. Tam bir müslüman gibi yaşasın. Kimseye yük olasın. İnsanların yükünü çeksin. Zaten bütün bunları büyük bir sevecenlikle yapıyor.
Allahu Teala ondan, onu sevenlerden ve onun sevdiklerinden razı olsun.
Ben kendisine hayranım. Onu çok seviyorum. Onun gibi gençlere ülkemizin ihtiyacı vardır...


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın